Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Türkiye etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Karadeniz Doğalgazının Uluslararası Siyasi Ekonomik Analizi

Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı 21 Ağustos 2020 Cuma günkü basın bildirisiyle, Fatih sondaj gemisinin 320 milyar metreküp (bcm) doğalgaz ‘rezervi’ keşfettiğini duyurdu. Keşfin ekonomik değeri çok önemli olmakla birlikte, rezervin, ülkenin milli güç unsurları açısından en faydalı şekilde kullanılabilmesi için, keşfedilen rezervin ekonomik değerine değil, stratejik değerine odaklanılmalı. Başka sahaların da keşfedileceği henüz kesin olmadığından, uzun vadeli kalıcı bir stratejik faydayı, kısa süreli geçici ve kısıtlı bir ekonomik faydaya öncelemek, milli güç optimizasyonu açısından daha makul.

2018 Türkiye İlerleme Raporu’nda Enerji Faslı

Avrupa Birliği (AB) tarafından hazırlanan Türkiye 2018 Raporu, AB-Türkiye ilişkilerinin genel görünümü, evrimi, ve değişik alt alanlardaki etkileşimini takip etmek hususlarında önem arz etmekte. Bu çerçevede değerlendirildiğinde, Türkiye 2018 raporuna dair söylenmesi gereken ilk şey, raporun, Türkiye’nin, AB’nin önemli bir ortağı olduğunu teyit etmesi. En önemli alt başlıklardan biri olan enerji alanında ise, AB-Türkiye işbirliğinin ilerlediğinin ve geliştiğinin belirtilmesi, enerji faslının umumi hülasası şeklinde.

Ege’deki Enerji Tesislerimizi Kıbrıs’taki Askerimiz Koruyor

Türkiye, denize kurulacak ilk rüzgar enerjisi santralini, Ege kıyılarının kuzey kesiminde veya Trakya’nın Karadeniz kıyılarında inşa etmeyi tasarlıyor. Bu sebeple, özellikle kuzey Ege’de yoğunlaşan enerji tesislerimizin güvenliğini tekrar gözden geçirmenin tam zamanı. Bunu gerekli kılan başka ek sebepler de var. Türkiye’nin yoğun dış politika gündemini ve askeri operasyonlarını fırsat bilen Yunanistan’ın, Ege’de mütecaviz girişimlerini sıklaştırması ve ısınan doğu Akdeniz jeopolitiği, Ankara-Atina arasındaki ilişkileri olumsuz etkileyen unsurlar. Ankara’nın Vaşington ve Brüksel ile ilişkilerinin bozuk olması da, Atina’nın elini güçlendiriyor. Daha fazla enerji yatırımının kuzey Ege’de toplanması ise, halihazırda Yunanistan hava kuvvetlerinin tehdidine açık olan kritik enerji altyapımızın oranını artıracak. Bu durumu engellemek için Türkiye’nin elindeki en büyük imkan ise, Kıbrıs’ta konuşlu Türk askeri.

Türkiye-ABD Gerilimi ve Türkiye’nin Enerji Güvenliği

Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında, ikili ilişkiler tarihinin en büyük krizlerinden biri yaşanmakta. Yakın bir zamana kadar birçok konuda anlaşabilen ve birbirlerini “stratejik ortak”, “müttefik” gibi sıfatlarla niteleyen iki ülkenin ilişkilerinin hızla bozulmasının, hatta karşılıklı başkentlerdeki vize işlemlerini durdurma noktasına gelmelerinin altında yatan birçok sebep var. Küresel sistemin hala en güçlü aktörü olan ABD ile yaşanan gerilimin, Türkiye’nin enerji güvenliği açısından kısa ve uzun vadede ne anlam taşıdığının tetkiki ise, sıklıkla gözden kaçırılmakta.

Katar Krizi'nin Bölgesel ve Küresel Enerjeopolitik Tahlili

Suudi Arabistan ve Katar arasında yıllardan beri devam etmekte olan düşük yoğunluklu çekişme, 5 Haziran tarihinde, resmi anlamda krize dönüştü. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Bahreyn'in, terör örgütlerini finanse etmekten uluslararası kuralları ihlale kadar birçok değişik konuda suçladıkları Katar'a ambargo uygulamaya başlaması ve tarafların karşılıklı olarak vatandaşlarının ülkelerden ayrılmalarını istemesiyle birlikte, Basra Körfezi'nde hiç düşmeyen bölgesel tansiyon daha da arttı. Çekişmenin krize dönüşmesi ise, indirgemeci bir analizle tek parametre üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşık. Fakat temel olarak, bölgesel şartların oluşturduğu çekişmenin, küresel şartların da müsait olması sayesinde krize evirildiği savunulabilir.

Enerji, Kıbrıs'ta Çözümün Sebebi Değil Ödülü Olmalı

Doğu Akdeniz’de keşfedilen önemli hidrokarbon rezervleri, Kıbrıs sorununun çözümü için önemli bir fırsat yaratmış olsa da, gelinen noktada enerjinin, Kıbrıs sorununun çözümüne tek başına yetmeyebileceği görülüyor. Bu durumun oluşmasında, tarafların karşılıklı pozisyonlarının, siyasi ve ekonomik olarak hala ‘sürdürülebilir’ olması ve Kıbrıs’ın bölünmesine sebep olan şartların tam anlamıyla ortadan kalkmamış olması etkili. Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerinin yıpranması ise diğer önemli sebepler arasında.

2016 Türkiye İlerleme Raporu'nda Enerji Faslı

Avrupa Birliği (AB) tarafından hazırlanan 2016 Türkiye İlerleme Raporu, genel itibariyle, Türkiye'nin AB'den ve AB değerlerinden uzaklaştığını iddia etmekte. Bu yönüyle de, Türkiye'nin Avrupalılaşma yolculuğunun adeta 'AB'siz Avrupalılaşma' şekline evirildiğinin açık bir beyanı görünümünde. Raporun başlangıç kısmında, AB'nin ve üye ülkelerinin kınamakta ve Türkiye'ye destek olmakta geç kaldıkları hain darbe girişiminin 'derhal' kınandığı ve Türkiye'ye destek verildiği gibi gerçek dışı bir ifade yer almakta. Buna karşılık, enerji konusunun ise, ikili ilişkilerdeki en önemli işbirliği alanlarından biri olmayı sürdürdüğü tüm açıklığıyla kabul edilmekte. Ancak, Türkiye'de özellikle doğalgaz piyasasının hızla geliştirilmesinin ve enerji verimliliğinde ilerleme sağlanmasının gerekliliği vurgulanmakta.

2015 Türkiye İlerleme Raporu’nda Enerji Faslı

Avrupa Birliği (AB) tarafından hazırlanan 2015 Türkiye İlerleme Raporu, enerji faslı açısından bir ‘gerileme’ değilse bile en azından ‘duraklama raporu’ olarak yazılmış görünüyor. Raporun, Türkiye enerji sektörüne ilişkin genel gözlemi, sektörde yakın geçmişte gerçekleştirilen atılımların durma noktasına geldiği şeklinde. Bunun en belirgin göstergesi, 2012 yılında “moderately advanced” (orta üstü gelişkin) olarak tanımlanan Türkiye’nin AB’ye enerji uyumunun, son raporda “moderately prepared” (vasat) olarak tanımlanmış olması. Tarafsız bir gözle bakıldığında ise, yapılan ağır eleştirilerin bir kısmının, Türkiye’nin yoğun bir seçim ve istikrarsızlık döneminden geçmesiyle ilgili olduğu görülebilir.

İran Anlaşması Enerjide Ne Anlama Geliyor?

İran ve P5+1 ülkelerinin (Birlemiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ve Almanya) 14 Temmuz’da anlaşmaya varmasıyla, küresel gündem hareketlendi. Anlaşmanın bilhassa enerji piyasaları için ciddi etkileri olacağı aşikar. Diğer taraftan, küresel ilişkilerin birçok alanda gerilimli olduğu bir döneme denk gelen anlaşmanın muhtemel etkilerinin bazen abartıldığı da ayrı bir gerçek. İran anlaşması temelde, hem Batı ittifakına, hem İran’a, hem de İran’la iş yapmak isteyen üçüncü ülkelere 10 yıla kadar zaman kazandıracak. İleride benzer bir krizin tekrarlanmayacağı ise garanti değil. Yani aslında anlaşma, nihai bir çözümden ziyade bir ara çözümü ( interim solution ) getirmekte. Bir yönüyle bu anlaşma, her iki tarafın da, kazanılan zamandan istifade ederek, diğer tarafın, kazandığı ekonomik çıkarlarını riske edemeyeceği bir ortamı oluşturmayı hedeflemekte denilebilir. Elbette bu ekonomik çıkarların kaderi de, dünyanın petrolde dördüncü, doğalgazda ise ikinci büyük rezervine sahip ...

Enerji Diplomasimiz Geleceğe Hazır mı?

Küresel enerji dinamikleri ve enerji sektöründe iş yapma biçimleri değişirken, Türkiye’nin enerji diplomasisi bu değişime uyum gösterebilecek mi? Türkiye’de devlet, enerji diplomasisi ile Türk enerji sektörünü destekleyebilecek mi? Yarının Türk enerji sektörü, uluslararası alanda devlete nasıl ihtiyaç duyacak? Küresel enerji mimarisi hızla değişirken, bu soruların Türkiye’de de gündeme gelmeye başlamasında fayda var.

Türkiye-Ermenistan Enerji Diplomasisi ve Güven Atomları

Ermeniler, Türkiye’yi, geçmişte kendilerine uygulanan tehcir sırasında çok sayıda insanın ölmesiyle suçlarken, kendi kendilerine ve diğer bölge halklarına bugün çok daha büyük bir ‘nükleer tehcir’i dayatmak üzereler. Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Güç Santrali (NGS), Ermenistan’da ve bölgede bir felakete sebep olmanın eşiğinde. Salt ekonomik kaygılar sebebiyle santralin çalıştırıldığı her geçen gün, bütün bölge halklarını etkileyecek bir felaket yaşanma riski de artmakta. Böylece bir taraftan bölge halkları her an bir nükleer kaza riskiyle yaşarken, diğer taraftan bu sorunun çözülmesi, Ermenistan’ın bölgenin diğer ülkeleriyle ilişkilerinin bozuk olması sebebiyle başarılamamakta. Bu süreçte tarih ise kaçınılmaz olarak iki yoldan birinde tekerrür edecek: Ya kadim Türk-Ermeni dostluğu şeklinde ya da bölge dışı devletlerin, Ermenileri kendi komşularıyla sorunlu tutmaya devam etmeleri şeklinde. İşte tam da bu noktada, Türkiye’nin enerji diplomasisi ve gelişen nükleer stratejisi, tarihi...

Toryum Efsane mi, Fırsat mı?

Toryum konusu Türk basınında sıklıkla abartılarak gündeme getirilir, Türkiye’nin muazzam toryum rezervleri olduğu ve sırf bunları satsa yedi nesline yeteceği gibi hikayeler anlatılır. Gerçek ise biraz farklı. Toryumun aslında ekonomik bir potansiyeli var çünkü, nükleer santrallerde elektrik üretiminde kullanılabilecek bir element. Nükleer ama, uranyumdan çok farklı. Hem atıkları çevresel açıdan daha az zararlı, hem de atıkların yarılanma ömrü ve miktarı çok daha az. Bu açıdan aslında toryum, çevre dostu bir nükleer enerji fırsatı sunuyor. Ne gariptir ki, Dünya’da akademi ve basın çevrelerinde bu konu ‘toryum yarışı’ ( thorium race ) olarak ele alınmaktayken, Türkiye’de bu iş yanlış şekilde konuşulduğu için, toryumun imajına da zarar verilmiş oluyor.

Oyun Asıl Şimdi Başlıyor

Son zamanlardaki gelişmeler, bilhassa Putin’in Ankara ziyareti, Türkiye’nin, bir enerji merkezi olma yolundaki elini güçlendirdi. Aslında bu durum daha çok, Türkiye’nin elindeki atıl kapasitenin kullanılmaya başlaması olarak da görülebilir. Dolayısıyla Türkiye’nin, elindeki atıl potansiyeli daha verimli ve etkili kullanmaya başladıkça, enerji oyununu da daha güzel oynayabileceği iddia edilebilir. Eğer Türkiye, enerji alanındaki fiziki, fikri ve idari kabiliyetlerini geliştirme hususundaki mevcut proaktif stratejisini devam ettirebilirse, enerji oyununu gitgide daha iyi oynayan ve gitgide daha çok kazanç elde edebilen taraf olacaktır. 2015, böyle bir yıl olabilir.

2014 Türkiye İlerleme Raporu’nda Enerji Faslı

Avrupa Birliği (AB) tarafından hazırlanan “Türkiye İlerleme Raporu 2014”, bir taraftan Türkiye’nin enerji alanındaki atılımını teyit ederken, bir taraftan da hala devam eden, nispeten küçük bazı sorunları işaret etmekte. AB her yıl, aday ülkelerin çeşitli alanlardaki AB ile uyum seviyelerini değerlendirdiği bir rapor yayınlamakta. Dış politika, ulaşım, ekonomi, adalet, eğitim ve çevre gibi birçok konunun değerlendirildiği raporların bir kısmı da enerji konusuna ayrılmakta. Bu yazıda ise, 2014 yılında Türkiye için yayınlanan ilerleme raporunun enerji konusundaki içeriği değerlendirilecek.

Irak’ın Kuzeyindeki Doğal Kaynaklar ve IŞİD

Eski adıyla Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) olarak bilinen terörist örgütün nispi başarısında, özellikle Irak’ın kuzeyindeki, başta enerji olmak üzere doğal kaynakları, silahlı mücadelesinin finansmanı için kullanabilme yeteneği büyük rol oynamaktadır. Türk hududunun güneyinde yer alan Irak’ın kuzey kesimleri son birkaç aydır, IŞİD tarafından istikrarsızlaştırılmış durumda. İsmini daha çok, Suriye’deki çatışma ortamında isyancı Kürt grupları ve Özgür Suriye Ordusu başta olmak üzere diğer muhalif hareketlere karşı kazandığı başarılarla duyuran örgüt, özellikle 10 Haziran 2014 tarihinde Irak ordusunun Musul şehrini terk edip kaçmasıyla, Irak’ın kuzeyinde de dikkate değer bir pozisyona sahip oldu. Musul şehrinin düşmesi hadisesinin, Türkiye açısından bir diğer önemi ise, Musul’daki Türk başkonsolosluğunda görevli 49 Türk vatandaşının IŞİD tarafından rehin alınmasıydı.

Enerji Alanında Karşılıklı Bağımlılık Mümkün mü: Ukrayna Krizi Örneği

Enerji alanında, ihracatçılar ile ithalatçılar arasında enerji ticaretinin hacmi büyüdükçe, taraflar arasında karşılıklı bağımlılık oluştuğu ve bunun da, tarafların birbirlerinin çıkarlarına zarar vermelerini önlemekte etkili olduğu sıklıkla dillendirilen bir konu. Bu aynı zamanda, ekonominin siyasete nispi üstünlüğünü de ifade etmekte. Gerçekten de, enerji ticaretinin dikkate değer hacim ve derinliğe eriştiği ticaret ilişkilerinde, taraflar birbirlerinin çıkarlarına zarar vermeme konusunda daha hassas davranmaktalar. Türkiye ve İran arasındaki ilişkiler, tam da bu noktaya güzel bir örnek teşkil etmekte. Türkiye ve İran, her ne kadar aralarında mücadele konusu olabilecek bazı hususlar bulunsa da, aralarındaki enerji ticaretini öncelemekte ve ilişkilerinde hassas bir dengeyi sürdürmeyi tercih etmekteler. Diğer taraftan, karşılıklı bağımlılığın peşinen kabul edildiği bir ortamda Ukrayna krizinin öğrettiği derslerden biri, enerji tedarikçilerinin, özellikle Rusya’nın, kendisini karşılı...